Anahtar ya paspasın altındadır, ya kapı numarası levhasının
arkasında bazen de hemen oracıkta saksının altında. Ya da kapının kenarında ki
kovukta…
Her kapıyı açan bir anahtar vardır. Paslanmıştır zorlar bazen. Zorlarken
kırılıverir. “Kırılmalar” her şey berbat olur o zaman. Bazen, anahtarı arama,
açma sabrı gösterilmez. Bir omuz atıp açılır. Ama kapı yıpranır. Onarılsa da
eskisi gibi olmaz.
Oysa anahtar paspasın altındadır ya kovukta ya da saksı altında. Anahtar vardır
zorlamaya gerek yoktur. Görmek istersen oradadır…
Belki küçük bir kızın yıldızlı gözlerinde, saçındaki mor tokasında.
Erkek çocuğunun attığı gol sevincinde.
Eskimiş çoraptan çıkan parmağın utancında.
Bir köy öğretmenin tebeşir tutan ellerinde.
Genç kadının utangaç hayalinde,
Dağın hemen ardında nişanlının özleminde.
Kucağında sünnet olan çocuğu tutan annenin dudağındaki duada.
Ninenin kristal gözyaşında, dedenin filtresiz cigarasında.
Arkadaşınla yaptığın keyifli telefon sohbetinde.
Babanın kutsallığında, ağabeyinin katılığında, ablanın yarı anneliğinde.
Dertlerinde dertleştiğinde…
Sıkışan kulun, yetişen Hızır’ında.
Öyle ya da böyle, doyurabildiğin çocuğunda.
Yumurtanın sarısında, çayına sıktığın limonda.
Mutluluktan çıldırma, çıldırtma.
Sobada kuruyan çamaşırın kokusunda.
Bir bardak suda ve ondan kopan fırtınada.
Fadime’nin tatlı gülüşünde.
Yareninin kızarttığı tereyağlı yufkada ile içtiğin çayda,
Kaybedilmiş bir maçın kahreden yüzünde,
Ardından gelen unutmak istercesine yatılan derin uykuda.
Çok aramaya gerek yok, biraz farkındalık.
Kırarsan sabretmeden kapıyı, eline kalan kırıklar, kırgınlıklar…
Yazar: Esma Eser (Mavi)
Tarih: 2007-11-14