Örtülü şiddetler-gizli sevgiler…

Dernek olarak hazırlayıp sunacağımız “aile içi şiddet ve töre cinayetleri” başlıklı seminer nedeniyle aklıma geldi bu konuda yazmak. Sunumu yapacak bayan arkadaşlarla, içerik hakkında konuşurken gördüm eksikliği. Bilgisayar ve dia destekli sunum, babaların ya da erkek kardeşlerin, kızlar üzerinde, kocaların karıları üzerinde uyguladığı fiziksel şiddet ve istenmeyen ilişkilerde devreye girip çoğunlukla kadının ölümüyle sonuçlanan töre cinayetleri çerçevesinde dönüyordu.

Gördüğüm eksikliği, seminer katılımcılarla paylaşmadan önce sizlerle paylaşayım istedim:

Bu kadar basit çerçeveli mi şiddet, yalnızca erkeklerin karılarına, kız kardeşlerine uyguladığı fiziksel yaptırımlarla mı sınırlı…?

Türkü kültürümüze bile giren kaynana şiddeti, üstelik kadının kadına uyguladığı bir şiddet türü değil midir? Hatta, görümce şiddeti de göz ardı edilmemelidir, değil mi..? Bu, her zaman fiziksel şiddet olmayabilir; kaş çatma, azarlama, susturma, aşağılama, dışlama gibi yollarla uygulanan şiddete “örtülü şiddet” diyoruz.

Gelinlerin yıllarca kaynataları yanında, duyulur sesle konuşamadıkları hatta hiç seslerini çıkaramadıkları bilinmiyor mu? Saygı anlayışı olarak algıladığımız bu hal, insanların korku altında yaşadıkları yani bir evde, yıllar yılı ses çıkarmadan yaşadıkları bir tür örtülü şiddettir bu işte…

Kadının kadına uyguladığı şiddet olarak tanımladığımız şiddet türünün bu kesiti, yani kaynana ve görümce şiddetinin tuhaf bir gerekçe kaynağı vardır: Kaynana, kendi kaynanasından gördüğü şiddetin intikamını çıkartmak isterken felekten, görümce de göreceği şiddetin peşin rövanşını alıyor gibidir… Gelin de, ileride kaynana olduğunda, rövanş almaya hazırlanır gizli gizli.

Aileden okula, askerlikten işyerine kadar şiddet içinde gelişen bireylerden oluşan bir toplumda, şiddet kültürü o denli içselleşmiştir ki, görülen ve uygulanan kötü davranışın, şiddet olduğunun bile ayırtına varılmaz…

* * *

Örtülü şiddet kültürünün içselleştirildiği toplumlarda, insan doğasında var olan en güzel ruhsal duyumsama olan “sevgi duygusu” da “bastırılmış duygu” olarak yaşatılır. Tüm canlıların, kendilerinden bir parça olarak yaratılan yavrularına karşı hissettikleri doğal sevgi duyguları bile dışa vurulamaz. Bu yüzden, babalarının yanında çocuklarını bağırlarına basamayan genç evlileri bilmez misiniz ?

Bir çok yöremizde, halen eşlerine adlarıyla seslenemeyip, “kııız.. heey..” diye çağıranların bulunduğunu da biliyorsunuz değil mi?

Sevdiğine, onu sevdiğini söyleyemez bizim insanımız…

Bu anlayış ve kültür içinde yaşayan insanlarımız, eşlerine “seni seviyorum” diyemezler; ne kadar da ayıptır(!) hele…?

Ama, “örtülü şiddetin”, “gizlenen sevginin” zaman gelir, öyle bir dışavurumu ve patlaması olur ki…

Bu da başka bir yazı konumuz olsun bakalım.


Yazar: Nurettin Burhan (TABLO)
Tarih: 2007-12-05


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Gün FM 99.9 Afyon Türkü Radyosu
http://www.gunfm.net

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.gunfm.net/modules.php?name=Kose_Yazilari&op=viewarticle&artid=60