Bölümler
KÖY ENSTİTÜLERİ
17 Nisan 1940 tarihinde kurulmuştu Köy Enstitüleri.
Yıllarca köy çocuklarından öğretmen yetiştirip Anadolu’nun bozkırına bir ışık olması adına gönderilmişti bu öğretmenler.
Öğretmenliğin yanı sıra her mesleği bilen birer eğitmendiler bu insanlar.
Birileri rahatsız oldu ülkenin bu aydınlığına açılan penceresinden.
Köy çocukları okuyordu. Okudukça öğreniyor soruyor ve sorguluyordu.
Bu böyle devam edemezdi.
Ettirilmedi.
27 Ocak 1954 tarihi Türkiye’nin yediği hem de “içten” yediği belki de “en büyük darbenin” yıldönümüydü.
Amerikancılığın Türkiye’yi nasıl teslim almasının fotoğrafıdır Köy
Enstitülerinin kapanma kararı…
Bağımsızlığın, egemenliğin, devrimlerin “yok edilme” resmidir bu karar. Eğer kapatılmasaydı bugün ne Kürt sorunumuz olurdu ne de doğunun, güneydoğunun sefaleti… Eğer kapatılmasaydı çağdaşlığı, bilgiyi, bilimi yaşayacaktık hep birlikte bugün.
Ne tarikatlar ne şeyhler ne şıhlar ne beyler ne efendiler ne de ağalar hüküm süremeyecekti. Cumhuriyet ve Demokrasiyi “yaşam biçimi” olarak benimsemiş olacaktık. Gazi Paşa’nın gösterdiği “hedefe” Amerika’nın süt tozuyla değil bu topraklarda, bu toprakların
çocuklarının yetiştirdikleriyle yürümüş, aşmış olacaktık.
Bugün Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşadığımız her sorunun nedeninde
bu kapatma kararı da vardır. Kaçırdığımız büyük fırsattı Köy Enstitüleri…Akçadağ / Malatya, Akpınar-Lâdik/ Samsun, Aksu / Antalya, Arifiye / Sakarya, Beşikdüzü / Trabzon, Cılavuz / Kars, Çifteler / Eskişehir, Dicle / Diyarbakır, Düziçi / Adana, Erciş / Van Gölköy /
Kastamonu, Gönen / Isparta, Hasanoğlan / Ankara, İvriz / Konya, Kepirtepe /
Kırklareli, Kızılçullu / İzmir, Ortaklar / Aydın, Pamukpınar / Sivas, Pazarören / Kayseri, Pulur / Erzurum, Savaştepe / Balıkesir Köy Ensitüleri’nde bu toprakların çocuklarına “ışık” olanları, o ışıkla memleketi aydınlatanları hayırla, ülke ideallerini elalemin
“süt tozuna” peşkeş çekenleri de “lanetle” anıyorum…
Hem de yürekten…
Yolu bu enstitülerden geçen ve bugün hala aramızda olanların ellerinden öperim! Bir öğretmen fıkrası ile yazımız bitirelim;
Renkli kişiliği ve düşük not vermesi ile öğrencileri arasında özel
bir üne sahip olan felsefe öğretmeni, sınav yapacağı gün öğrencilere,
önce kâğıt ve kalemlerini hazırlamalarını söyledi, sonra da sandalyesini
kaldırıp masanın üzerine koydu.
Sonra:
"Sınav sorumu soruyorum" dedi. "Bu sandalyenin var olmadığını
kanıtlayınız."
Sıfırcı felsefe öğretmeni, sınav kâğıtlarını okuduktan sonra, bu
konudaki ününe gölge düşüreceğini bilmesine rağmen, hayatında ilk kez
bir öğrencisine yüz üzerinden yüz vermek zorunda kaldı.
Öğrencinin sınav kâğıdında yalnızca şu iki sözcük yer alıyordu:
- Hangi sandalyenin?
Mutlu ve aydınlık yarınlara…



del.icio.us
Digg
Yorumlar (0 Yorum Eklendi):
Yorumunuzu Ekleyin