Bölümler
O görüntüler üstüne...
"O görüntüler" sosyal medyaya düştüğünde tesadüfen internet başındaydım. Bir kez izledim; ikinci kez izleyemedim, içim kaldırmadı. Sosyal paylaşım alanında paylaştım; görüntülerin üzerine küçük bir not ekleyerek..."Şuraya bakın, ellere arkadan bağlı kadını dövenler, her şeyden önce iki erkek..."
"O görüntüler" ertesi gün yazılı ve görsel medyada, gazetelerin int sayfalarında WebTV olarak yeraldı; tabii ki "malum medya" yayın organları hariç... Onlar yine görmezden geliyorlardı. "Bu hükümet döneminde karakollarda işkence yok; bazı münferit hadiseleri de büyütmemek lâzım" demeye getiriyorlardı, her zaman olduğu gibi...
Oysa "işkence" denilen o lânet hadisenin ne ilgisi var hükümetinizle, ne ilgisi var partinizle? Sizi öyle suçlayan mı var? Ama bu olgu var işte; önüne geçilmesi için etkin önlemler alınamıyor. Bir anlayış, bir yapı olarak yerleşmiş. Korunup, kollanmış hep işkenceciler.
"Polis" denince, "karakol" denince akla hep dayak yemek gelmesi kanıksanır olmuş. Öyle "bir ton elmada birkaç çürük elma bulunur; her meslek dalında olabilir böyle şeyler..." falan demekle atlatılacak bir durum değil bu... Neden "işkence" denilince akla hemen "polis" gelsin? İşte böyle görüntüler yüzünden...
Görüntüler o kadar ürkütücü ki... Anlatmak bile zor.
Karakola düşmüş bir kadını döverek yere yatırıp, ellerini kelepçeyle arkadan bağladıktan sonra, ayağa kaldırıp dövmeye devam eden iki (erkek) sivil polis. Ve, odanın içinde rahat rahat dolaşan, telefon eden, günlük işlerini yapan resmî polisler... Asıl ürkütücü olan da bu ya işte. "Demek ki o dayak işlemi, sıradan günlük uygulamalar arasında" izlenimi veriyor insana.
O kadın, o karakola her ne sebeble düşmüş olursa olsun, iki erkek tarafından elleri arkadan bağlanarak dövülmesi, adamlık anlamında "erkeklik" açısından utanç verici. Sonra da "polislik" açısından. Hadi o iki sivil polis için "çürük elma" denmesini kabul edelim; ya hiç bir şey yokmuş gibi davranan öteki polisler armut mu?
Dahası var dahası...Asıl kaynak ve işkence desteği savcılardan ve doktorlardan geliyor.Yine "onların içindeki çürük elmalardan" diyelim hadi...
Savcı, elleri arkadan bağlı kadını, karakolda iki polisi dövmekten, altı buçuk yıl hapis istemiyle mahkemeye sevkediyor. Yanlış anlamayın aman, bir daha vurgulayayım: O izlediğiniz görüntülerde, polisler kadını değil, kadın polisleri dövüyormuş. Savcı öyle görüyor olayı...
Doktor da dayak izine rastlamamış o kadında.Hadi savcıyı anladık, "bu dönemde böyle şeyler olmaz, devlet görevlisi dayak mayak atmaz, bu hadise böyle aksetmesin efkârı umumiyeye" diye çabalayanlardan olabilir de; peki o doktorun "Hipokrat Yemini" falan vardı hani? O yemine ne oldu? Yok yok, yadırgamıyoruz. Darbe dönemlerinde sık rastlanan tiplerden bunlar... İşkenceden ayakta duramayana "sağlamdır" raporlarının verildiği, yalnız anı kitaplarında değil, uluslararası mahkeme dosyalarında da belgeleriyle duruyor.
"İşkence yoktur; münferit hadiseler vardır" diyen siyasilerin sesleri de kulaklarımızda. "Bunlar var ya bunlar, devleti suçlayabilmek için biribirlerini dövüyorlar, yarlıyorlar, sonra da 'işkence var' diye bağırıyorlar" diyen devlet adamlarının sözleri de silinmedi belleklerimizden.
Ekmek parası kazanabilmek adına, devlet kapısında bir iş bulmak umuduyla polis olmak için köyünden, kasabasından çıkıp gelmiş yoksul çocukları (zengin çocuğu zaten polis olacak değil ya), dayak atmaya, işkence yapmaya falan gelmiyor memleketinden. Demek ki eğitiliş biçimlerinde, duygu ve düşünce olarak hazırlanışlarında bir sorun var. İşte çözülmesi gereken sorun bu sorun!



del.icio.us
Digg
Yorumlar (0 Yorum Eklendi):
Yorumunuzu Ekleyin