Bölümler
Sevgi açlığı…
Nereden aklıma geldi bilmiyorum. Galiba, bir haber programında “zanlı” olarak yakalanan bir çocuğun o hırçın ama sitemli bakışı aklıma getirmiş olmalı “sevgi açlığı” meselesini.
Başka bir açlığa benzemiyor bu, ne yersen ye, yerinin tutmuyor; açlığın doymuyor.
“Siz ne diyorsunuz bu konuda?” deyip sorduk da; duygulu, dokunaklı, sitemli satırlar döktürenlerin yanında, aklı başında analizler yapanlar da vardı. Gelenlerden şöyle bir karma yaptık:
Karnımızı doyurmak gibi sıradan, bilgi edinme isteği gibi zorunlu, hayatta kalabilmek için vücudumuzun en önemli ihtiyaçlarından biri olan sevgiye karşı duyulan açlık hissi, sevilme ihtiyacıdır. Günümüzde bedava olarak verebileceğimiz ve alabileceğimiz elimizde kalan tek şey neredeyse sevgi. Elimizde kalan tek kale ama koşullandırılmış durumda. Karşılıksız sevgi yok denilebilecek kadar az. Onu bulduğumuzda ise “acaba”larla yok ediyoruz.
Daha çocukluğumuzdan başlıyoruz koşullandırılmaya ve sıfatlar eşliğinde sevilmeye. “Benim güzel kızım” veya “benim akıllı (çalışkan,uslu…) oğlum seni seviyorum” gibi. Hayatı tanımaya başladığımız ilk yıllarda zamanla öğreniyoruz ki alacağımız sevgi koşullu. Önce anne, babamızın; sonrasında öğretmenlerimizin, arkadaşlarımızın, sevgilimizin, patronumuzun, çocuklarımızın istediği şekilde olursak karşılığında sevgi ile ödüllendirileceğiz.
Sevgiye duyulan ihtiyaç daha kimliğimiz oturmadan bizi kıskacına alıp çevremizin istediği kişi olmamızı sağlıyor; “biz” olamadan, “onlar” olan yüzlerce kişilik geliştiriyoruz sevilebilme ihtimali nedeniyle. Annemiz için “akıllı”, babamız için “namuslu”, öğretmenimiz için “çalışkan”, sevgilimiz için “sadık”... Onların sevgisini kaybetmekten korktuğumuz için, içimizden geldiği gibi yaşayamıyoruz hayatı, verilecek sevgi koşullandırıldığı için.
Büyüdükçe, insanın önce kendisini sevmesi gerektiği öğretiliyor. Ama ona bile ket vuruluyor yeri geldiğinde. “Hayır” dediğinizde bencil, egoist, narsis olarak sıfatlandırılıp, kendinize olan sevginiz sorgulanıyor toplum tarafından.
Gün geliyor “sevgi açlığı” öyle boyutlara ulaşıyor ki, kendinize karşı duyduğunuz sevgi yetmiyor; yalnızlık ve sevgisizlik duygusunu bastırmaya.
Kendimizi sevmek tıpkı mastürbasyon gibi olmaya başlıyor. Bu da bizi arayışa yöneltiyor ve yeniden istenilen sıfatlara göre “biz” olmaktan çıkıp, olması gerektiği gibi “onlar” oluyoruz ve içimizdeki paradoks büyüyor. Sevgi açlığı nedeniyle onlar olmak mı? sevgisiz yaşamayı kabullenip biz (ben) olmak mı?
Bazen para ile doyurulmaya çalışılıyor bu açlık. Hediyeler, kısa süreli seyahatler, kafa dağıtıcı özel bir kurs, alışverişler ile telafi edilmeye çalışılsa da başarısızlıkla sonuçlanıyor.
* * *
Başka bir görüşe göre sevgi açlığı:
Kişinin kendini sevmemesi, takdir etmemesinden (kendini tanımamasından) doğan bir açlık olsa gerek. Sevgi gereksinimini, başkalarından sömürerek elde etmeye çalışan bir parazit gibidir kimi zaman; her daim açtır, çünkü gözü dönmüştür; boyuna şikayetçidir, üzgündür, geçmişe gömülmüştür… Oysa her defasında kendini yeni birine tanımlamayı tercih etmektir açlığa neden.
İşte odur yalnızlık/sevgisizlik. Kendini tekrarlamaktır. Asla güveneceğin/büyüyeceğin bir ortamın olmayışıdır… Özgür olayım, kalıplarım olmasın derken, iki çift laf ettiğin insanların etiketleri ile yaşamak zorunda kalıştır; onlara muhtaç olduğunu düşünmektir…
Sevgiyi insan kendi üretebildiği gibi onu dağıtacak bir hedefi de her zaman olacaktır; bu da kendisidir. Nitekim insan yalnız bir varlık değildir; olamaz da. Başarılı içgüdülere sahip değildir. Bu nedenle aileler kutsaldır herhalde ve evlilik tercih edilmektedir. Ne de olsa sevgi bir borç değildir;illa ödenmesi gereken ya da zorla koparılıp da tadına varılabilen...
Sevgi eksikliğinin arazlarına bakın:
Günde 30 km yürümeler, bisikletle ters yöne gitmeler, saplantılı intihar düşleri, sinir krizleri, yalnızlığın batması, kırılan eşyalar ve eşyaya karşı duyulan nefret, aslında hayatın batması ve her şey... bundandır.
Sonuç olarak…
Ama her şeye rağmen, insanın insan olduğuna işarettir bu. Eğer bu açlık yoksa, “hırs açlığı, işinde yükselip milletin sırtına çıkarak başarı kazanma açlığı, notlarını üniversitede paylaşmama açlığı, çan eğrisinde standart sapmanın yüksek olmasını bekleme açlığı..." bunlara dönüşür, medeniyete zarar ziyan olur.



del.icio.us
Digg
Yorumlar (0 Yorum Eklendi):
Yorumunuzu Ekleyin