Gun fm: İNANAN BAŞKADIR İNANAN BAŞKADIR ================================================================================ dincay on 12 November, 2009 06:35:00 Bir 10 Kasım da böyle geçti. Nasıl geçti…? Anıtkabir’de Demirel’e uzatıldığı gibi Gül’e Kur’an uzatılarak hak yola çağrılmadı. AKP iktidara geleli Anıtkabir ve benzeri yerlerde ani çıkışlar yapan meczuplar birden bire ortadan kayboldu. Demek ki onlar da Ergenekon oyunu imiş. İmam hatipli kız öğrenciler, artık kendilerini okulun kapısına zincirlemiyorlar. Demek bu da Ergenekon taktiği imiş. Murat Arısoy Gazete 3’te çalışan bir emekçi. Başkan Çoban’a hani şu Yunan anıtını soran, haberini yapan gazeteci. Çakmak Otel’de yapılan toplantının canlı yayınından da anlaşılacağı üzere aklanma paklanma toplantısında ancak o kadar aydınlatabildi bizi. Ama en azından aklanma amaçlı gösterilen kasetin kırpık kaset olduğunu söyledi. Bence hem dürüst, hem de Atatürkçü. Her ne kadar günah keçisi ilan edilmek istense de ekmeğine koşturan emekçi bir gazeteci. Afyonkarahisar’da işkembe i kübradan gazetecilik yapanların birçoğundan da milyon kere iyi. Murat Arısoy’un dünkü yazısına göre Afyon’daki insanlar (özellikle gençler) Atatürk’ün ölüm yıldönümünde Atatürk ile ilgili konuşmaktan imtina ediyorlarmış. Arısoy, insanların, özellikle gençlerin Atatürk adı ile “cıs” olmalarını sorun olarak görüyor ve bu sorun karşısında eğitim sistemimizi mi, ailelerimizi mi yoksa kendimizi mi sorgulayacağız diye soruyor? Ben, Arısoy’a duyduğu/duymadığı bir olayı anlatayım. Geçen sene seçimle yönetim kurulu değişen Atatürkçü Düşünce Derneği yeni yönetim kurulu ile birlikte bir demokratik kitle örgütümüzü ziyaret ediyor. Bu örgütün başındaki ziyaret edilen kişi aynı zamanda medya dünyasının da içinde. Ziyarette oturulur, konuşulur, Atatürk’ün Türkiye için önemi vurgulanır. Ve dernek mensupları ziyaret edilen kurumdan ayrılır. Ayrılığın akabinde kurumun başındaki ziyaret edilen kişi birlikte çalıştığı basın mensubu arkadaşlarına “Bize yapılan bu ziyaret duyulmayacak, bizim grupta da yayınlanmayacak” der. Kelli felli iş adamı/medya/demokratik kitle örgütü başkanı böyle olursa sokaktaki insanın korkusunu/yetersizliğini/çekincesini anlamakta zorlanmamak gerekir. Arısoy’un zeki ve samimi bir basın emekçisi olduğunu sanıyorum. Söz konusu yazısında “…….yargılamak için yazmadım bunları. Zaten gençleri yargılama makamı da değilim. Kendim de gencim. Ama bir çıkar yol arıyorum, bir ışık peşindeyim. Üzerine popüler kültür soslu ölü toprağı serpilen gençliğin, Gençliğe Hitabe’yi hatırlamasını istemekteyim. Dünyalarında, düşük belli pantolon, spor ayakkabı, para, araba dışında manevi, tarihi, kültürel değerler de olmalı gençlerin. Ciddi bir bilinç sıçramasına ihtiyacımız var…” diyor. Anıtkabir’de Genelkurmay Başkanı Başbuğ’a haykıran bir kadının deyimiyle aslanların içeri atıldığı, farelerin dışarıda derin derin ciritler attığı ve fikri asimilasyonun yoğunlaştığı bir dönemde bilinç sıçramasından bahsedebilmek için, karanlıklara ışık tutabilmek için her türlü baskıya dayanma direncin olacak. Direnç de günü kotarmaya çalışan insanlarda değil inanmış insanlarda olur. İşte böyle Arısoy kardeşim, Türkiye’nin gittikçe azalan ışığının sebebi burada. İnanma ile mürit olma karıştırılınca ortaya bu tür karanlıklar çıkıyor. Tarih yazmıştır ki nasıl geldiysen öyle gidersin. Küreselleşme ile gelen küreselleşme ile gider. Karanlıklarla gelen karanlıklarla gider. Karanlıkların tüm zifiriliğine karşın nerede olursa olsun aydınlık umutların ışığını üretebilecek yazılar yazan insanlara ihtiyaç var. Hem de o kadar çok ki. Safının fazla önemi yok.Önemli olan sorunu hissederek yazmak.