Bölümler
Hoca hanımın paspası…
Siz de gördünüz mü o görüntüleri?
Görmeyenleriniz için aktarayım: Yer, bir Anaokulu sınıfı… Öğretmen masasının altına bir çocuk yatırılmış; 6 yaşında…
Anaokulu sınıfı öğretmeni bir hoca hanım.
Bir ayağını çocuğun üzerine basmış; diğer ayağıyla da arada bir tekme atarken, sesi de çınlıyor sınıfta… “Öğretmen sözü dinlemezseniz böyle ayağımın altına paspas yaparım sizi…!”
Nasıl buldunuz? Ne düşündünüz? Şu an neler hissediyorsunuz?
Benim şahsen, ellerim titriyor bu satırları yazarken.
Sık sık yazdığım ve yazmaktan asla usanmadığım, utanmadığım bu konudaki sözlerimin ve görüşlerimin haklı olması ilgilendirmiyor artık beni.
Beni ilgilendiren, o çocuğun duyguları…
O bir anlık yaşadıkları öyle kazınacak ki onun belleğine, belki devam edemeyecek eğitim yaşamına. Devam ettirilse bile, ısınamayacak kendisini içtenlikle kucaklayacak bir öğretmeni bile olsa. Sevmeyecek artık öğretmenleri.
Ne yazık ki, bu sonucu yaratan, o çocukta bu yarayı açan hanımefendiye de “öğretmen” diyoruz. Demeye de devam edeceğiz.
Çünkü bir tek o hoca hanım değil sorun. Çok var onlardan. Daha öğretmen beyler de var; tekmeyle diz kıran, yumrukla göz şişiren, odunla kafa yaran. Alikıran baş kesen….
Ben bir öğretmenim. Tabii ki çok üzülüyorum meslektaşlarımla ilgili olarak böyle acımasızca söylemekle. Ama inanın sözüm onlara değil.
Ortaya koyduğum durum, EĞİTİMDE ŞİDDET sorunudur.Her fırsatta dile getirdiğim mesele ise, öğretmen yetiştiren kurumların yok edildiğidir.Bilgi donanımı, beceri donanımı, birikim donanımı, meslek formasyonu donanımı eksikliğiyle, eğitsel ve psikolojik olarak, sevgiye dayalı tatlı bir otorite oluşturma yeteneğinden yoksun olarak, sadece bir diplomayla sınıfa giren öğretmen(!), doğal olan öğrenci sorunları ve davranışları karşısında paniğe kapılıyor. Üst gördüğü okul yönetimine karşı zafiyet vermemek açısından, disiplini sağlamak ve kendi otoritesini kurabilmek için şiddete başvuruyor.
Tekrar ediyorum ki, bu tek başına onların suçu değil; onlar öğretmen olarak yetiştirilmediler çünkü…Öğretmenin sorunları olamaz mı? Öğretmen sinirlenmiş, öfkesine yenik düşmüş olamaz mı? Öğretmen, kendisine dayatılan sorunlardan bunalmış olamaz mı?
Gibi sorular hep sorulageldi. Tabii ki olabilir. Yıllar yılı da hep olageldi. Öğretmenler hiç refah içinde, huzur içinde olmadılar ki…
Öğretmenler disiplin cezaları aldılar, kıdem indirimi cezası aldılar, maaş kesimi cezası aldılar, açığa alındılar, sürgünlere gönderildiler, aileleri parçalandı, işkencelere alındılar…
Ama o öğretmenler bunun hıncını çocuklardan almadılar. Tam tersine, çocuklara ve eğitime daha candan sarılıp, kendilerine acı çektirenlere karşı çıksınlar diye, merhamet ve sevgi dolu kuşaklar yetiştirme mücadelesi verdiler.
Bugün yok edilen kurumlar, o öğretmenleri yetiştiren kurumlardır.
İşte bunun sonucudur, çocuklarımızın okullarda dövülüp ezilmesi, başarısızlığı, bilgisizliği, sokaklarda yaşaması, suç makinelerine dönüşmesi, aileden kopup gitmesi, kötü yola düşmesi, velhasıl birkaç neslin heba olup gitmesi.
Eğitim sisteminin çökmesi, bir toplumun, bir ülkenin çökmesidir çünkü.
Bu çöküş, çok planlı gerçekleştirildi; bilesiniz…
* * *
Zorunlu not: Bilimi, insani duyguları, vicdanını rehber edinerek, eğitim ortamına uyumunu oturuşturmuş, kendi kendini yetiştirmiş öğretmen arkadaşlarımı, her zaman olduğu gibi yine ayrı tutuyorum. Onlar alınmasınlar lütfen.



del.icio.us
Digg
Yorumlar (0 Yorum Eklendi):
Yorumunuzu Ekleyin