Ana Sayfa | Köşe Yazıları | ÖLENLERİN VE ASILANLARIN IŞIĞINDA
Poll: ANKET
Yeni Sitemiz

ÖLENLERİN VE ASILANLARIN IŞIĞINDA

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font

Dört beş sene önceydi.

Rahmetli Hüseyin Kırkıl’ın ölümünün ardından ADD Afyonkarahisar şubesinin il başkanlığı kongresini yapıyorduk.

Herkes konuştu… İktidara çatıldı, eleştiriler yapıldı. Atatürk’e ve Atatürkçü düşünceye atıflarda bulunuldu…

Deniz’den, Yusuf’tan, Hüseyin’den kimse bahsetmedi. Oysa o gün 6 Mayıstı.

Ama onlardan bahseden yoktu…

Kürsüye çıkıp unutanlara hatırlattım…

 

Bu gün yine 6 Mayıs…

Ve onların idam edilişlerinin yıldönümü…

Gazetelere ve çevremize baktığımız zaman yaşayan birkaç kişiden başka onlardan bahseden yok…

 

*          *          *

Yıl 1933… Şubat ayının ilk günleri…

Ezanın Türkçe okunduğu günler…

Bursa Ulu Cami’de toplanan 150-200 kişilik grup Türkçe ezan okunmasına karşı ayaklanma başlatmak ister.

Ancak ayaklanma bastırılır.

Ayaklanmanın ardından Mustafa Kemal Bursa’ya gider.

Mustafa Kemal’e ayaklanma ile ilgili brifing verilirken zamanın asayişten sorumlu yetkilisi mealen “Bursa gençliği olayı hemen bastıracaktı, fakat zabıtaya ve adliyeye olan güveninden ötürü sessiz kaldı” gibi konuşur…

Mustafa Kemal bu sözleri söyleyen kişinin daha fazla konuşmasına müsaade etmez. Ve Atatürk’ün  orada söyledikleri bir gazeteci tarafından ertesi gün yayınlanır…

Atatürk’ün bu söylevini Celal Bayar Meclis kürsüsünden de okumuştur. 

Atatürk’ün Bursa söylevi zaman zaman Türk gençliğini anarşiye ittiği ve Atatürk’ün böyle bir söylevi söylemediği iddia edilse de daha sonra Türk Tarih Kurumu Yönetim Kurulu’nun 24 Ekim 1966 tarihli toplantısında Bornova Asliye Hukuk Hakimliğinin 27/9/1966 tarih ve 1966/338 sayılı yazısı ve bu yazıya ekli Atatürk’ün Bursa Nutku ile ilgili sözlerin üzerine gerekli incelemeler yapılır.

Bu incelemeler sonunda bu sözlerin Atatürk’ün 1933 Şubatı’nda Bursa’da yaptığı konuşmadan mealen alınmak suretiyle çeşitli tarihlerde basılmış olduğu kanaatine oybirliği ile varılır. Bu mahkeme kararından sonra, nutkun tamamı, serbestçe okunur, söylenir ve dağıtılır hale gelmiştir. 

*          *          *

 

Atatürk, Bursa söylevinde; 

"Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, "Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır" demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, "Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir" diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek; “Demek adliyeyi ıslah etmek, rejime göre düzenlemek lazım” diyecek.Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, "ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir."İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği! 

*          *          *

 Katledilen ve katilleri hala bulunamayan Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, bu konuşmayla ilgili olarak; "Kemalizm, Laiklik ve Demokrasi" adlı kitabında şu yorumu yapar: "Tarihte bu sözleri söyleyebilen bir başka devrimci çıkmış mıdır? Başında bulunduğu devletin bile 'zaaf' içinde olabileceğini düşünen, geleceğin siyasal iktidarlarından kuşkulanabilen, ama gençliğe böylesine 'sınırsız' bir güven besleyen, böylesine 'çek' veren, gençliği böylesine 'son çare' olarak gören bir devrimci yoktur! Ve Atatürk, hem gelecek iktidarlar hem de gençlik konusunda yanılmamıştır." 

*          *          *

 

Bursa söylevinden Denizler’e dönelim…

Denizlerin kellesini alma üzerine kurulan mahkemenin iddianamesine karşı Denizler kendilerini nasıl savunmuşlardı?

Bu günlerin ve Atatürk gençliğine yorum getirmek için, Onların savunmasını ana başlıklar halinde hatırlayalım:

· İddianameye karşı diyeceklerim mevcuttur, iddianame kelle istemek için hazırlanmıştır. Yapılan tahliller yanlıştır, hatalıdır, değerlendirmeler keza isabetsizdir. Yalnız biz varlığımızı hiçbir karşılık beklemeden esasen Türk halkına armağan etmiş bulunuyoruz ve Türk halkı ve devletin bağımsızlığına armağan etmiş bulunmaktayız… Bu sebeple ölümden çekinmiyoruz. ·  İddianamede geçen ve bana atfedilen bir cümleyi kabul etmiyorum. Ben silahımı halka ve orduya karşı kullanmadım, ancak vatan hainlerine karşı kullanmak maksadıyla taşıdım ve 'halka ve orduya karşı kullanırım' şeklinde beyanda bulunmadım. ·Biz hiçbir zaman bütün çabamıza rağmen Türkiye'nin bağımsızlığını temin edemedik. Bugüne kadar da bu özlem içinde kaldık. ·Ben Amerikan emperyalizmine, Sovyet revizyonizmine, Romen soytarılığına, Bulgar dalkavukluğuna karşı bir Türk devrimcisiyim. · Öteden beri arz etmiş olduğum gibi, bu ülkede Anayasa’yı en fazla savunanlar bizleriz. Anayasa’yı ihlal edenlerse ortadadır. Anayasa’nın uygulanmasını isteyen gene bizleriz. Anayasa’yı uygulamayan yavuz kimselerse hâlâ ortadadır. Ve yine o kişiler bizim kellemizi istemektedirler. İddia makamı bizim vermekte olduğumuz bağımsızlık savaşına karşıdır, Türkiye Cumhuriyeti anayasasının hukukuna karşı, reformlara karşıdır. ·Onlar 36 milyonluk ülkenin bütün yükünü 20 gencin üzerine yıkmaya alışmışlardır. Bizi bağımsız bir ülkenin çocukları olmaktan mahrum eden hepiniz dâhil, sizlersiniz. Ve sonunda idam isteğiyle buraya getirildik. ·35 milyon metrekare vatan toprakları işgal altındayken, bizim milli bütünlüğü bozmakla suçlanmamız gülünçtür. Mustafa Kemal sağ olsaydı çok şaşırırdı. Hareketimiz tamamen anayasal bir harekettir. Anayasamızın başlangıç ilkesinde belirtilen ulusun zulme karşı direnme hakkını kullandık. Bu sebeple anayasal bir davranışta bulunduk. ·Yaptıklarımızın haklı olduğuna inanıyorum. Halen de bu inancı taşıyorum. Türkiye'nin bağımsızlığından başka bir şey istemedim ve bu sebeple Amerikan emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı mücadele verdik. Bundan dolayı ölümden korkmuyoruz. Onu ancak işbirlikçiler düşünsün ve ancak onlar kendi canının telaşına düşsün. Ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye'nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum. ·  Biz şahsi hiçbir çıkar gözetmeden, halkımızın bağımsızlığı ve mutluluğu için savaştık. · Fikir özgürlüğünü ve anayasayı paravan yapanlar, önceleri Atatürkçü geçinirken, onun fikir ve şahsiyetini de küçük görmeye başladılar. Sadece Mustafa Kemal tarafını beyan ediyorlardı şeklinde bir cümle mevcuttur. Bunu kesin olarak reddediyorum. Asla Kabul etmiyorum. Diğer yurtseverler de bunu kabul etmezler. Bu kasten tahrif edilmek isteniyor. Gerçekler örtülmek isteniyor. Bu cümle art niyetle hazırlanmıştır.Bu memlekette Mustafa Kemal'e gerçekten sahip çıkanlar varsa, onlar da bizleriz, sahip çıkmayanlar da ortadadır. Anayasanın uygulanmasını isteyenler gene bizleriz, anayasayı uygulatmayan yavuz kimselerse hala ortadadır. Ve o kişiler bugün bizim kellemizi istemektedirler. ·  Biz stratejik olarak düşüncemizi hiçbir zaman saklamayız. Hangi şartlar altında olursak olalım, bunu açıkça söyleriz. Düşüncelerimizi mezara kadar götürürüz. Nasıl burada namluların ve dipçiklerin gölgesi altında konuşuyorsak, düşüncemizi her zaman açıkça ifade ederiz. Tarih evvelce bunu yapanları nasıl temize çıkarmışsa bizi de temize çıkartacaktır, buna da inanıyoruz. ·  Türkiye'nin bağımsızlığından başka birşey istemedik ve hayatımızı bu yola koyduk. Varlığımızı Türkiye adına armağan ettik. Bunun aksini iddia edenler vatan hainidir.·  Profesyonel devrimci bugünün Türkiye'sinde kendini hayatı boyunca Türkiye'nin bağımsızlığına adayan kimsedir.  

*          *          *

 

Ölenlerin ve asılanların ışığında gelelim günümüze:

Maalesef, Atatürk’ün, işte benim anladığım Türk Genci diyerek inanç ve kanaatinin gereğini yapacak Türk Gençliği önce asılmış  sonra da yürek ve beyin olarak sistemli bir şekilde iğdiş edilmiştir…

Deniz Gezmiş savunmasında yargılanmaları ile ilgili kurgulara ve iddialara bakarak  “Mustafa Kemal sağ olsaydı çok şaşırırdı” diyor…

Ancak görünen o dur ki Denizler yaşasaydı ve yürek beyin olarak iğdiş edilerek bikanaat ve biinanç durumuna getirilen Türk gençliğini görseydi herhalde onlar Atatürk’ten daha çok şaşırırlardı…

 

Bu gün 6 Mayıs 2010 ve ne yazık ki ne Mustafa Kemal sağ, ne de Denizler…

    
Ekleyin:: Add to your del.icio.us del.icio.us | Digg this story Digg

Yorumlar (0 Yorum Eklendi):

Yorumunuzu Ekleyin comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

  • email Arkadaşına gönder
  • print Çıktı al
  • Plain text Sadece Yazı
Etiketler
Etiket eklenmemiş
Bu haber için oy ver
0
Powered by Vivvo CMS v4.0