• DOLAR
    $2.225,4600
    ( ₺0,58 )
  • EURO
    $0,6214
    %-0,03
  • ALTIN
    $37.076,5700
    %0,12
  • BIST
    92,6480
    ( ₺0,00 )
BUGÜN ÇARŞAMBA

BUGÜN ÇARŞAMBA

Bugün Çarşamba. Hani ‘Perşembe’nin gelişi, Çarşamba’dan bellidir’ atasözüne kaynaklık eden gün. Bugün ulu orta, alakalı, hiçbir özelliği olmayan binlerce Çarşamba’dan, Perşembe’den biri. Hatta geçmişte daha riskli Çarşambalar yaşadığım olmuştur. Nedense, son yıllarda günler anlamını birer birer yitirmeye başladı. Can sıkıcı, geçmek bilmeyen günler çoğalıyor. Hani, çarşıya çıkıp, bir park bozuntusunda oturup, çay içmek için çeşitli […]

Bugün Çarşamba.

Hani ‘Perşembe’nin gelişi, Çarşamba’dan bellidir’ atasözüne kaynaklık eden gün.

Bugün ulu orta, alakalı, hiçbir özelliği olmayan binlerce Çarşamba’dan, Perşembe’den biri.

Hatta geçmişte daha riskli Çarşambalar yaşadığım olmuştur.

Nedense, son yıllarda günler anlamını birer birer yitirmeye başladı.

Can sıkıcı, geçmek bilmeyen günler çoğalıyor.

Hani, çarşıya çıkıp, bir park bozuntusunda oturup, çay içmek için çeşitli bahanelerle kendimi aldattığım günlerden biri.

Radyo, özellikle televizyon bağımlısı haline gelmiş bir telekolik olarak yaşamak insanın melankolisini arttırdıkça arttırıyor.

Ne oluyor o zaman?

Battıkça batıyorsunuz.

Tekdüze, resmi yayın organı benzeri haberler, birbirinin kopyası diziler, akla, mantığa sığmayan saçma sapan, ipe sapa gelmeyen, içi boş konuşmalar, insana hiçbir şey vermeyen yarışmalar, birbirilerine demediklerini bırakmayan, ısmarlama, sözde açık oturumlar, kiloluk, belki yüzlerce kere ekrana taşınmış aptal filmlerle uyutulmaya çalışılan milyonlar…

Maçların ardından saatlerce hatta sabahlara kadar süren futbol geyikleri…

Bütün bunların arasına birkaç saat bir gazeteden sıkıştırabildiğiniz iki makale, bir iki röportaj yada ekonomi haberi…

Dünyayı birkaç dakika yada saatliğine de olsa alıp, başka diyarlara götürüyor.

Evden adeta nefretle çıkıyorum.

Kendimi sokağa atmak için merdivenleri hızlı hızlı inerken, kapıda bekleyen beş yaşındaki bıcırık komşu çocuğu size yaşlılığınızı hatırlatırcasına dede! diye bağırarak, yırtınırcasına sesleniyor. Tam cümle kapısından çıkıp, kaldırıma adımımı attığımda, ön balkonda oturan 90’lık Hatice Abla’nın her zamanki sorgulayan sesini duyup cevap veriyorum; ‘Çarşıya Hatice Abla, çarşıdan turşu alacağım’ deyip sallıyorum.

Bugün Çarşamba.

İçim sıkılıyor. Son aylarda hep böyleyim.

Hani Perşembe’yi iple çekiyorum.

Olur a! hayatımda yeni günle yeni bir heyecan başlayabilir diye.

Biraz sonra 1245 adım sürecek mahallenin hiçte yeşilliği olmayan yeşil parkına varıp, tanıdık sandalyelerinden birine oturuyorum.

Her zamanki gibi garsonlardan biri yaklaşıp, başı başka tarafta, aklı bir karış havada, elinde kalem-kağıt, sözde sipariş alıyor.

Kısaca, ‘çay’ diyorum. Çay, çay… Hayatım boyunca su kadar içtiğim çay…

Etrafı tarıyorum. Tanıdık birisine… Hepsi genç. Bunca gencin içinde sırıttığımı hissediyorum.

Çam ağacının tepesinde duran hoparlörden hiçte anlamadığım türde hızlı bir müzik beynimi deliyor adeta.

El ele, kol kola, yanak yanağa gençler…

Utanıyorum. Kendimi çırılçıplak hissediyorum ve kaçar adımlarla eve geri dönüyorum.

Bugün Çarşamba.

Hayatımdaki alelade Çarşambalardan biri.

Ben yine günleri anlamsız yaşamaya devam edeceğim.

Hayatımdaki en iyi dostlarım olan kitaplar da olmasa, koca bir boşlukta gibiyim.

Bugün Çarşamba.

Soma’nın üstünden, hepimizin üstünden silindir geçeli haftalar oldu.

Hala yüreğimde çığlıklar…

Hala gözümde zaman zaman iki damla yaş.

Bugün Çarşamba.

İyi günlere…

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Yorumlara Kapalıdır