• DOLAR
    $4.093,7000
    ( ₺9,74 )
  • EURO
    $1,0832
    %1,21
  • ALTIN
    $60.693,9500
    %1,79
  • BIST
    93,6133
    ( ₺0,16 )
Doğduğu yerde doymak

Doğduğu yerde doymak

Gıda ürünlerine her gün zam gelmesi dar gelirli tüketicinin belini büküyor. Tüketici kendi gelirinde artış olmadığından dolayı her gün sofrasındaki tükettiği gıda ürününü azaltıyor. Pazar yerleri ateş pahası Bu zam furyasının önüne geçmek için ek AVM ler açmak mı? Veya var olan marketleri denetlemek mi? Bence bunların hiçbiri olumlu sonuç vermez. Pazar ekonomisi uygulaması ile […]

Gıda ürünlerine her gün zam gelmesi dar gelirli tüketicinin belini büküyor. Tüketici kendi gelirinde artış olmadığından dolayı her gün sofrasındaki tükettiği gıda ürününü azaltıyor.
Pazar yerleri ateş pahası
Bu zam furyasının önüne geçmek için ek AVM ler açmak mı?
Veya var olan marketleri denetlemek mi?
Bence bunların hiçbiri olumlu sonuç vermez.
Pazar ekonomisi uygulaması ile yapılan özeleştirmeler sayesinde küçük esnafı bitirip yerine süper marketlere teslim eden zihniyet sebep ve sonuç ilişkisinde yine yanlış yapıyor yapmaya devam ediyor.
Önce Gıda ve hayvancılık ürünlerinde fiyatların artışı neden olur ona bakalım.
Çiftçilik ve hayvancılık yapanların maliyetlerinde çok fazla bir artış var.
Bu maliyet artışına aracılarda girince ürünler katlanarak soframıza kadar geliyor.
Bakın fiyat artışlarını açalım.
Tarım ve gıda ürünlerinin üretilmesi için çiftçinin girdileri oluyor.Bu girdileri az çok herkes biliyor.İşte bu girdilerdeki artışları paylaşalım.
Gübre fiyatlarındaki son bir yıllık artış yüzde 142 .
DAP gübresinde artış yüzde 141,90.
ÜRE gübresi yüzde 120,
Elektrik fiyatı 80-90 oranında zamlandı.
Tohumluk ve mazot 20-25 yıllık oranda arttı.
Hayvancılık yapan çiftçiler için yemin üretim içindeki payı yüzde 65.
Bir sene içinde yem yüzde 61 arttı.
Bu seneki kuraklık ve doğal afetleri ekleyelim. Sıfır vergi ile yapılan ithalatlar derken üretici tarladan kaçıyor. Sebebi ise maliyetlerdeki artış ile ürün fiyatı artışı dengeli olmuyor.
Maliyeti ikiye katlanan üreticinin bir yılda;
Buğdayın fiyatı yaklaşık yüzde 31,
Arpanın 59,
Nohudun 55,
Kuru fasulyenin 4,
Domatesin yüzde 6,37 artarken
İnek sütünün fiyatı yüzde 27,85 ve yumurtanın yüzde 36,11 artıyor.
Türkiye’nin tarımsal potansiyelini değerlendirecek, üretim odaklı ve planlı programlı ulusal bir politika uygulanmalı..Ne demek planlı üretim.
Yöremizden bilmekteyiz geçen sene soğan eken çiftçi sayısı az olduğunda soğan fiyatları artıyor. Soğan fiyatının arttığını görenler yeni dönemde soğan ekmeye başladığında dağ taş soğan oluyor.Bu kez arz edilen talep edilenden çok olduğundan soğan derelere dökülüyor.
İşte plan olsa arz/talep dengesi bu plan ve program ile sağlanır..
Ayrıca çiftçinin üretim yapmasını kolaylaştıracak, girdilerin temininde, ürünlerin satışında etkin bir kooperatifçiliğin desteklenerek yaygınlaştırılması sağlanmalı.
Çünkü kooperatiflerde
Ortaklarının her türlü gereksinimlerini uygun koşullarla elde etmelerini sağlamak için kurulur ve kâr amacı yoktur.
Üreticilerin, aracıları aradan çıkararak, ürünlerini daha iyi koşullarla pazarlamak için kurdukları ortaklık olmasından dolayı yöneticisi adil, denetimi sürekli, ürettiği değer belirgin, hesap verebilir, şeffaf yapılar ve bunlara inanmış üyelerden oluşur.
Burada önemli olan toplumun birlikte iş yapma kültürü, ilişkiler değil değerler toplumu
ve güçlü hukuk sisteminin olmasıdır.
Zam furyasını önlemek adına girdi fiyatları mutlaka düşürülmeli. Girdiler üzerindeki vergiler kaldırılmalı, destekler artırılmalı.Tarım Yasası’nda “fark ödemesi” hemen uygulamaya konulmalı..
Marketler Yasası hemen çıkarılmalı ve piyasa zincir marketlerin egemenliğinden kurtarılmalı.
Hepsinden önemlisi tüketicilerin alım gücü artması lazım.
Ülkemizde 10 milyondan fazla insan aylık 300 dolar ücret karşılığı çalışıyor. İşsizlik almış başını gidiyor. Emekli ayakta kalmanın mücadelesini veriyor. Her 3 gençten 1 si işsiz.Bir çok gencimiz o şikayet edilen marketlerde günlük 12/13 saat karın tokluğunda çalışmak zorunda Köyünden tarlasından ayrılan genç kentlerde düşük ücretle çalışıyor.
Bir rakam vereyim.
65 yaşının üzerindeki köy nüfusu 2013’te 896 binken, 2020’de 1 milyon 49 bine çıkarak yüzde 17 oranında yükseldi.
Buna karşılık 65 yaş altı köy nüfusu 2013’te 5 milyon 737 binken, 2020’de 4 milyon 828 bine geriledi.
Bakın 2013 ile 2020 arasında köylerde yaşayan 35 yaş altındaki her 100 kişiden 22’si kente göç etti.
Afyon adına bir gözlem paylaşayım:
Köy garajlarına dikkatli bakın yakın ilçe köy ve beldelerden akın akın gençler geliyor il merkezine, akşam olunca yaşadıkları yerlere geri dönüyor.Yani köyde kalan gençler dahi tarım ve hayvancılığa sıcak bakmıyor.
İşte planlı ve programlı tarım politikaları ile maliyet ve satış fiyatı oranlarının dengeli olması ve devletin illaki tarımda teşvik etmesiyle üretimin artması lazım.
Çünkü bilinir ki herkes doğduğu yerde doymak ister.

İsmail Akar

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Yorumlara Kapalıdır